[ kekemelere saygı duruşu ]

[ wallace stevens ]



MASADA SOHBET*

Sevinelim ki iyilik adına ölmekteyiz
ve hayat denen şeyin çoğu zaman
olması gerekmemiş, olacağı tutmuştur.

Bir de şuna sevinelim ki benim
bir kızıl çalı seveceğim tutmuştur
bir küllü çimen, yeşil ve küllü gökyüzü.

Ne kaldı söylemediğim? Neden mi kızıl
neden mi küllü ve yeşil, neden mi hepsi?
Hayır hayır, hepsi değil bunların.

Hepsi değil bunların, ama hep bunlar.
Adam neyi seveceği tutmuşsa onu sevmiş,
ve kızılın açmasını seveceği tutmuştur.

Şimdiden sonra ne fark eder?
Adamın seveceği tutmuşsa eğer
yıkılıp düşeceği tutmuştur.

*http://tinyurl.com/stevens-tb

[ her sayfayı dolaşan huysuz bir paragraf ]


Fü’yü ve ablamı birbirinden ayıran, Fü’yü ve ablamın sefil dostlarını birbirinden ayıran çok şey vardı; bunların başında kitaplar geliyordu. Ben ne Fü kadar iyi bir kitap okuyucusu, ne de Nefes kadar iyi bir kitap sevicisiydim. Ama Nefes’in arada bir getirip bu evin ortasına döktüğü kitapların saçmalıktan ibaret olduğunu, Fü’nün rafları hıncahınç dolduran kitaplarınınsa dişe dokunur mevzulardan söz ettiğini anlayabilecek kadar kapak okuyucusu ve kitap koklayıcısıydım. Duvarlarda Fü’den kalan sararmış ve tozlu kitaplar, salonumun ortasında Nefes’in gururla döküp saçtığı cafcaflı kâğıt tomarları vardı. Fü’nün kalın ve sararmış kitapları beni türlü bakımlardan cezbediyorken, ablamın nereden bulup getirdiğini hiç bilmediğim kitapları daha kapaklarında bile şehrin her tarafına dağılmış savruk dostlarını hatırlatmaya başlıyordu. Ablamın kâğıt tomarları arasında Üçüncü Dünya Ülkelerinde Bisikletin Yaygınlığı diye cilalı bir kapak parlarken, Fü’nün rafında Afrika, Güney Amerika ve Avustralya’da Yerli Malı Haftası Etkinlikleri adında bir kitap duruyordu. Ablam Yağmur Altında Aşk ya da Islak Sevişmek adında bir kitabı çıkarıp orta sehpama koyarken, Fü’nün rafında duran Amerika Yerlilerinde Hukuk Pratikleri başlıklı kitap bizim zavallı hâlimizi dingin bakışlarla süzüyordu. Ablamın ve dostlarının kitaplarında güzel olan her şey gerçekte hiç var olmadığı yerlerde varmış gibi gösterilirken, Fü’nün kitaplarında pek çok iyi şeyin var olmasını hiç beklemediğimiz yerlerde de var olduğu anlatılıyordu. Ablamın ve dostlarının kitapları, alkol ve uyuşturucu gibi, insan beyni tüketerek hayatta kalıyorken, Fü’nün kitapları daha kapaktaki yazı ve şekillerle insanın gönlüne maya çalıyor, hayatın kararmış taraflarına yürekli taarruzlarda bulunuyordu. Ablamın kitaplarından nefret ederken, Fü’nün kitaplarına büyük bir sevgi duyuyordum. Hatta bu sevgiden Frida bile payını alıyordu.

mütercim öküze binip gezmeyi de sevmektedir.



masamda hep bir sualin büyük hüznü vardır:
Hayatı en fazla kaç kişi gibi geride bırakmaya değer?