[ d. thomas ]



O GÜZELİM GECEYE*

O güzelim geceye böyle hoşgörüyle dalma
ileri yaş köpürüp her şeyi ateşe vermelidir bilanço kapanırken.
Kudur, daha da kudur ışığın ölüp gitmesine karşı.

Bak aklıbaşında adamlar karanlığın adaletini geç mi geç anlar
şimşekleri bir kez bile çatallanmamıştır çünkü sözlerinin.
Dalma o güzelim geceye böyle hoşgörüyle.

İyi adamlarsa, son dalganın kıyısında parlak bir ağlayış ki
hesap defterleri çelimsizdir yeşil bir körfezden salınmış gibi
sen kudur, daha da kudur ışığın ölüp gitmesine karşı.

Güneşi bir uçuşta yakalayıp şakımış vahşi adamlar mı;
geç olsa da öğrenmişler onu meşrebine uygun düzdüklerini.
Gel, o güzelim geceye böyle hoşgörüyle dalma.

Mezar kazıcılarıysa ölümün dizinde, karartılı bir bakışla gören
kör gözleri göktaşları kadar alevlenir ve şen şakrak bile olabilirler.
Kudur artık, daha da kudur ışığın ölüp gitmesine karşı.

Sana, öz babam, o bedbaht yüksekliğin en üstünde duran sana
yakarıyorum yüzümde kahır, merhamet ve gazap gözyaşlarınla:
Kudur artık, daha da kudur ışığın ölüp gitmesine karşı,
o güzelim geceye böyle hoşgörüyle dalma.

* http://tinyurl.com/mj6so7o

[ d. thomas ]


ADAMDAN BAŞKA*

Adamdan başka hiçbir şey olmayarak, ağaçların içine yürüdük
ve korkudan seslerimizi bile yumuşak tutarak
ve korkarak ekinkargalarını uyandırmaktan
korkarak içine düşmüş bulunmaktan
gürültüsüz, bir kanatlar ve çığlıklar dünyasının.

Çocuk olsak elbette tırmanabilirdik
uyuyan ekinkargalarını tutabilirdik dalları kırmadan
ve yumuşak bir tırmanışın sonrasında
başlarımızı yaprakların içinden çıkarabilirdik
çakılı yıldızları seyre dalmak için.

Kafa karışıklığından, hep olduğu gibi,
ve şaşkınlıktan, büyüklerin bildiği
ve karmaşadan da pekâlâ gelebilirdi mutluluk.

Öyleyse bu, demiş bulunduk, güzelliğin ta kendisi
yıldızları büyük bir şaşkınlıkla seyre dalan çocukluk
yani budur gideceğimiz yer, budur varılacak son.

Adamdan başka hiçbir şey olmayarak, yürüdük ağaçların içine.

[ g. trakl ]



İNİLTİ *

Uyku ve ölüm, karanlığın kartalları
bu kafa üzerinde bütün gece uğuldar:
İnsanın altından kuklası
buzlu gelgitleriyle tüketilmiştir
sonsuzluğun. Ürpertici kayalar üstünde
parçalanır mora çalan gövde.
Karaşın ses işte o zaman inler
denizin üstünden.
Sen, fırtınalı mutsuzluğun kızkardeşi
gör ki bir mavna korkuyla batmaktadır
yıldızların dibinde
susmuş çehresine gecenin.


* http://gutenberg.spiegel.de/buch/5445/19


Miletos'ta stoa, Akkoy, Söke




Apollon Tapınağı, Didim


(Aydın, Kasım 2013)