Zambaklı münacaat



senin arkan sıra kıble önünde bir istikamet vardır
ora secde bura gülsuyu her gününde bir kamet vardır.

bize yükleme halkın yükünü bizdedir senin vah vahın
dolup boşalan testimizde esrarlı bir keramet vardır.

bu kerametin darasını cami cemaati çekmezse
trikotaj ehlinin de neşesinde bir melamet vardır.

biz esrarına kandığımızca şu halka sırtımız dönük
halkla husumetimizde sırlanmış bir alamet vardır.

yetişir ki halk sikmesin beynimizi nerde bu sır diye
başındaki tavan neyle kaim, nasıl bir ikamet vardır?

budur aczimiz amma senden iyi tanırız kendimizi
nerede bir tefekkür varsa orada bin nedamet vardır.

sürçen dil olsun ya hû kalbin ikrarı ta ezelden belli
yoksa ne cismimizde kir ne mayamızda ihanet vardır.

ya hû dediysek kim ola bu izzet kimin en büyük kahrı
her ikisini ondan umarız onda bir selamet vardır.


[ amerika malezya olur mu? ]



Müslüman aleminin yeni lideri POTUS Trump 
görkemli bir törenle mazbatasını teslim alırken.

[ füruğ ]


İYİ KADIN, bu dünyaya atılan en büyük pandik.


[ a torinoi lo ]


40 bin yıllık rakı olur mu sana palinka...



[ aşık veysel'de renkler ve sûretler üzerine ]

TRT'de 1969'da yayınlanmış "Aşık Veysel" isimli programda, Veysel Şatıroğlu ile Erdoğan Alkan söyleşiyor. Yarım saatlik bu sohbette tasavvuftan tabiata pek çok şey konuşuluyor, ama belki de en güzel kısmı Veysel'in kendi aydınlık dünyasıyla ilgili şu aşağıdaki cümlelerdir. (Cümleleri, bilhassa Veysel'inkileri, söyleyişine birebir uyarak yazıya aktarmaya çalıştım.*)



Erdoğan Alkan: ... Dağlarıyla, ovalarıyla, sularıyla, rüzgârlarıyla, kıpır kıpır, canlı bir doğa var şiirlerinde. Renk dolu bu şiirler. Ve hep kendi kendime düşünmüşümdür, Aşık yedi yaşında gözlerini kaybettiğine göre, renkleri acaba nasıl canlandırır? Mesela 'sarı' deyince, 'siyah' deyince, 'kırmızı' deyince bizim anladığımız bir sarıyı, kırmızıyı, siyahı mı düşünür, yoksa ozanın kendi dünyasında, tamamen kendisinin yarattığı renkler mi vardır, diye hep düşünürüm Aşık. Bu konuda da beni aydınlatırsan çok memnun olacağım.

Aşık Veysel: Evet. Tabiî, gözlerim açık olduğu zamanlarda kömürü görmüştüm. 'Siyah' diye onu tanıyorum. Fakat o gördüğüm gibi değil şimdi içerimde canlanan. Kafamdaki canlanan, o siyahın bir, insanların terbiyesiyle, bir parlaklık meydana getirmiş, ama siyah aslında, ama onda bir ziya, parlayan bir ışık gibi bir şey var. Kırmızıya gelince, kırmızı da babam rahmetli bir 'kafa kağıdı' diye birisine getirdi okutuyordu; kırmızıyı o kağıdın üzerinde gördüm. O rengi de, yani, kan rengine benzetiyorum.

Erdoğan Alkan: Yani anladığıma göre, renklerde de ışık var.

Aşık Veysel: Var, var.

Erdoğan Alkan: Bak Aşık, bizim gördüğümüz renklerde ışık eksik. Senin dünyanda, gerçekten, renkler çok daha güzel, çok daha canlı bir biçimde yer almış. Peki eşyalar ve insanların şekilleri hakkında düşüncelerin var mı? Eşyaya ve insana kendi dünyanda bir şekil veriyor musun?

Aşık Veysel: Veremiyorum. Sebebiyse, Aşık Hüseyin şöyle demiş: "İnsan kısım kısım, yer damar damar." İnsanların hepsi bir renkte, bir ölçüde değil ki, ona göre bir karara varayım. Onun için varamıyorum.

Erdoğan Alkan: Demek bundan Aşık, yıllarca önce sana gözlerini açmayı teklif etmişlerdi, kabul etmemiştin. "Bir dünyam var içimde benim, bu dünyamı bozmayın. Benim yarattığım dünya çok daha güzel." demiştin.

Aşık Veysel: Evet.

Erdoğan Alkan: Şimdi daha iyi anlıyorum bunun nedenini.

* http://www.trtarsiv.com/izle/81773/asik-veysel-in-siirlerindeki-tabiat-sevgisi