[ google'ın veysel zannettiği şey ]


kimseden telif yememek için kendi algoritmasına çizdirmiş olabilir.
saz da altı telli; muhtemelen yedinci teli görmemiş makine.

Abidik bir çağın gubidik vefası.

[ mr. attila ilhan ]



Forbidden Sex*

come my other door you cannot open this one
come with your earlier eyes in time of murder
keep your eyes skinned, let noone follow you
I’ve been hidden in this house for so long
I changed my name, I’ve been another
wearing dark glasses round the clock
come my other door you cannot open this one
come in small hours with all of your eyes.

I am dimming down beyond the shutters
within a hunch of troubles, an everlasting fall
I cannot distinguish your voice on the phone
your face is slipping down my fingers, evanishing
as if something broken or shattered
come in small hours with all of your eyes
come my other door you cannot open this one
keep your eyes skinned, let noone follow you.

noone lives me from this day forth
my loves were crossed out by huge violins
my fears are parentless from all eternity
and I draggle as if a lonesome verse
while a revolver finalised my narration
this play is up, they shut off my lights
come as if you’re not, come in time of murder
come my other door you cannot open this one
they locked it on me and sealed off
keep your eyes skinned, let noone follow you.

https://tinyurl.com/y7vphxyu

SİYASAL KRONİKLERDEN DÖRDÜNCÜSÜ

Oturmanın Siyasî Tarihi



Oturan Boğa örneği, Thatháŋka Íyotake, 1881

Neolitik çağ insanının, günlük avcı-toplayıcı işlerinin çok yoğun olduğu Mezolitik ve Paleolitik dönemden kalma bir alışkanlık olarak, oturma biçimleri geliştirmeyi genellikle ihmal ettiği varsayılır. Oysa bu mümkün görünmemektedir. Bu çağın insanlarının, bitkileri evcilleştirdikten ve yaban hayvanları için tuzak fikirleri geliştirdikten sonra, gün içinde oturmak için fazlasıyla zamanı olmuştur. Dahası, Neolitik bireyler için oturmak heyecan verici bir bilimsel keşiftir, büyük bir sürpriz niteliğindedir.

Hiç de haksız sayılmazlar, çünkü Paleolitik ve Mezolitik dönemde sürekli hayvan kovalamak yahut ağaç tepelerine tırmanmak durumunda kalan dişi ve erkek ataları, günlük yiyeceklerini tedarik ettikleri anda en yakın düzlüğe diz çökerek öğünlerini ivedilikle tüketmiş (bu acelenin sebebini anlamak zor değildir, topluluk üyeleri ve diğer yırtıcılar arasında öğünlerine saldırmaya hazır bireyler söz konusuydu) ve hemen akabinde aynı yere uzanarak dinlenmişlerdi. Neolitiklerin, günlük yaşamı bundan ibaret olan atalarının gecesini de miskinlik içinde, uzanıp uyuyarak geçirdiğini düşünerek onlar için ağıtlar, hüzünlü destanlar söylediği düşünülmektedir.

Oturmayı ısrarla reddeden bir Homo Erectus
National Museum Of Ancient Refusers, London


Atalarından daha şanslı olan Neolitik insan, topraktan besin çıkması için tohumu bir kere ekip onun başında durmak, arada bir sulamak yeterli olduğundan, oturmak konusundaki durumu baştan aşağı değiştirmiş olmalıdır. Yine aynı dönemlerde gelişen tuzaklamalı avcılık teknikleriyle birlikte, protein bakımından zengin av hayvanları sabah kurulan düzenekten akşam kolayca devşirilebilmektedir. Bu gelişmeler neticesinde, Paleolitik ve Mezolitik çağlardaki sürekli koşuşturulan günler yerini hızlıca arzulu ve heyecanlı bekleme süreçlerine bırakmıştır. İrili ufaklı her keşifle birlikte biraz daha artan bu eylemsiz bekleyişler Neolitik insanı pek çok konuda olduğu gibi oturma biçimlerinde de çağ açıp kapatmaya sevk etmiştir.

Oturma biçimleri deneyen Neolitik erkek birey (sağda)
ve onu kaygılı gözlerle seyreden dişi birey (solda)
National Museum Of Charcoal Arts, Sydney


Neolitik insanın geliştirdiği ilk oturma biçimi, kalçayı yere koyarak ayakları önüne uzatmak ve bedenin üst kısmını dik tutmak şeklinde özetlenebilir. Bu oturma biçimi, uzanma pozisyonundan oturmaya doğru ilk sıçrama olarak değerlendirilmektedir. Ne var ki o dönemin önde gelen şifacıları bu oturma biçiminin bedeni dinlendireceği yerde çok daha fazla yorduğu hükmüne varmış ve insanlara böyle oturmayı derhal terk etmelerini salık vermişlerdir. Gerçekten de, oturmaya ilişkin bugüne kadar elde edilmiş palentolojik bulgularda, Neolitik oturma pozisyonda yalnızca üç kayıtlı fosil söz konusudur.

Sonraki dönemde revaç bulan oturma biçimi, ırk-din-dönem-rejim farkı gözetmeksizin bütün binyılları ve medeniyetleri kuşatmış olan bağdaş kurarak oturma biçimidir. Bu popüler oturma biçiminin tam olarak hangi coğrafi bölgede geliştirilmiş olduğu tartışmalı olmakla beraber, elde bulunan bağdaş kurma fosillerinin en eskileri Hindistan deltasındaki kazılarda keşfedilenlerdir. Özellikle iç Hindistan bölgelerinde yürütülen kazılarda bu oturma biçiminin birçok örneğine rastlanmış olup, kendi içinde farklı posizyonlara evrildiği de gözlemlenmiştir. Bunlardan biri ve en önemlisi, popüler Yoga pozisyonlarından biri olan swastikasana'dır. Bu noktadan hareketle, binlerce yıl sonraki nesillere en değerli bir miras olarak kalan ve bütün kültürlerde benimsenmiş bağdaş kurarak oturma biçiminin Neolitik dönemde geliştirildiği şüphesizdir.

Sevimli bir Buddha rahibi bağdaş kurarak otururken
National Museum Of Silent Body Arts, New Delhi


Neolitik dönemde gelişen bağdaş kurma biçimi hızla bütün insan topluluklarına yayılmış ve M.Ö. 5000'li yıllara gelinceye kadar hiç kimse farklı bir oturma biçimine ihtiyaç duymamıştır. İlk olarak 5. binyılın ilk yarısında, insanların geniş düzlüklere inmesiyle birlikte yayvan oturma alanları keşfedilmiş ve buna paralel olarak oturmanın yeni biçimleri denenmeye başlamıştır. Bunlardan ilk bilineni diz kırarak oturmadır. Bu oturma biçiminin, özellikle dinî inancın yaygınlaşmasıyla birlikte geliştiği düşünülmektedir. Nitekim, pek yorucu olmakla birlikte, hürmet göstermeyle ilişkili bir oturma biçimi olarak bilinir.

Diz kırarak ve bağdaş kurarak oturma biçimleri, bütün insanlığın amasız fakatsız sahiplendiği en eski oturma biçimleridir ve binlerce yıl boyunca hiçbir değişiklik ya da bozulmaya uğramamışlardır.

M.Ö. 4. ve 3. binyıllara gelindiğinde, Ortadoğu ve Mısır'daki yerleşim birimlerinde yazı tekniklerinin geliştirilmesi ve bunun neticesinde bel seviyesinin üstündeki masaların revaç bulmasıyla, oturma biçimlerinde yerden yüksek bazı pozisyonlar denenmeye başlamıştır. Bunlardan başlıcası sandalye yüksekliğindeki bazı oturgaçlar yardımıyla icra edilen düz oturmadır. Bu oturma biçiminde bacaklar birleştirilerek muntazam bir pozisyon alınır ve eller masaya paralel biçimde koyularak sırt dik tutulur. O dönemlerde, adı geçen bölgelerde bu pozisyonda oturularak yazılan metinlerin tamamına yakını ilahiler ve kutsal kitaplardır, ki yazının o sıralarda en çok da dinî ritüeller adına kullanıldığı bilinmektedir.

Yüksek oturgaçlı oturmalar bununla sınırlı kalmamıştır ve yine yazıya paralel biçimde gelişme göstermiştir. Yazının rahip ve ruhban sınıfından kurtularak halk tabakasına yayılması ve kağıdın dca yaygınlaşmasıyla birlikte, yüksek oturgaçlarla icra edilen oturma türlerinde ani bir artış ortaya çıkmıştır. Bu türler arasında en bilineni, bilim insanlarınca ilk olarak antik Yunan medeniyetinde icra edildiği düşünülen, bir bacağın oturgaça paralel olarak dizden bükülmek suretiyle öteki dizle sabitlenmesiyle oluşturulan 'Amerikan pozisyonu'dur. Genellikle matematik ve doğa bilimleri üzerine konuşulurken tercih edilmiş olan Amerikan pozisyonu, Homerik çağda Girit'te ortaya çıktığı anda bütün Yunan şehir devletlerine yayılmış samimi ve senli-benli bir oturma biçimini ifade eder. Günümüzde havaalanlarında ve home-office tarzı iş yerlerinde bu oturma biçimi sıklıkla tercih edilmektedir.




Amerikan pozisyonunun en bilinenlerinden, JFK örneği.
National Museum of Traumatic Conspiracies, South Dakota.


Antik Yunan'ın bu benzersiz katkısıyla birlikte, her iki oturgaç pozisyonu da İmparatorluk ve Bizans dönemini önüne katıp sürüklemiştir. Bu süre zarfında hiçbir coğrafyada, masada farklı bir oturma biçiminin denendiği kayıtlara geçmemiştir. Ne var ki Aydınlanma döneminin başlangıcına rastlayan yıllarda, kalçalarda görülen kas rahatsızlıkları ve uyuşma şikayetleri yeniden baş göstermiş ve farklı oturma biçimleri arayışına girilmiştir.

Aydınlanma döneminde yaygınlaşan ilk pozisyonlardan biri Medüz pozisyonudur ve neolitik dönemle modern dönemin mental anlamda bir bütünleşmesini yansıtır. Medüz pozisyonunu bir cümleyle, sandalye üzerinde bağdaş kurmak şeklinde özetleyebiliriz. Nitekim dönemin Avrupa'sında, sırt yaslama aparatı bulunan sandalyelerin bilhassa İtalya bölgesinde yaygınlaşması ve Rönesans mobilya tarzına hakim olması, Medüz pozisyonunun gelişimini önemli ölçüde hızlandırmıştır. Bununla birlikte, 18. yy'a gelindiğinde matematiğin yeniden değer kazanmasıyla birlikte Medüz pozisyonunun çok budalaca bir oturma biçimi olduğu sonucuna varılmış ve Avrupa'nın neredeyse her kentinde ayıplanır hâle gelmiştir. Bu dönemde yaşlı insanları Medüz pozisyonundan caydırmak amacıyla dar oturaklı sandalyeler üretilmiş ve Avrupa hükumetlerince halka ücretsiz dağıtılmıştır.

18. yy'ın sonlarına doğru, Sanayi hamlelerinin doruğa ulaştığı dönemde, günümüzün yaygın oturma biçimleri artık son şeklini almaya başlamıştır. Bunlardan başlıcası, her bakımdan ilk kez denenmiş ve gelenekten kopuk bir oturma pozisyonu olan Kant Oturuşu'dur. Bu pozisyon, dünya halkları arasında yaygın olarak 'bacak bacak üstüne pozisyonu' diye adlandırılmaktadır. 20. yy'ın kültür tarihçileri, pozisyonun ünlü filozofun adıyla anılmasının nedeni olarak daima böyle oturmuş olduğundan söz etmiş olsalar da, daha sonraki araştırmalar bu tespitin doğru olmadığını ortaya koymuştur. Araştırmalarda, Aydınlanma filozofu Kant'ın ömründe bir kez bile bu pozisyonda oturmadığına dair pek çok kanıta ulaşılmıştır. 

Bu oturuşun 'Kant oturuşu' olarak adlandırılması tarihi bir yanılgıdan ileri gelmektedir. Şöyle ki, o dönemde Kant'ın sponsoru olan Vernunftschlaengensch ailesinin önde gelen ismi Baron Krüegel Kraus Reinenvernunft'un bütün görüşme ve toplantılarında, kralın huzurunda bulunmadığı her yerde bu pozisyonla oturduğu saptanmıştır. Königsberg halkı ise Baron Reinenvernunft'u kendi adından ziyade "Kant'ın Baronu" olarak tanımaktadır ve o yıllarda halk arasında "Kant'ın Baronunun oturuşu" olarak ünlenen bu oturma pozisyonu, sonraki zamanlarda "Kant Oturuşu" diye kısaltılarak insanların belleğine yerleşmiştir.

'Kant oturuşu' ile modern ve güvende hisseden Alman birey
Nationalmuseum der Sitzung, Frankfurt Am Main

Şüphe yok ki, modernleşme ve endüstrinin esas mihveri insan bedenidir ve insan bedenini konu alan gelişmeler, tartışmalar hiçbir zaman son bulmayacaktır. Dolayısıyla, bu yazıya bin yıllar sonrasında bile sınırsız eklemelerin yapılabileceği aşikârdır. Biz yalnızca oturma biçimlerinin fiziksel anlamda geçirdiği evreleri politik bir bakış açısıyla ele almaya çalıştık. Last but not least, oturma olgusunun estetik ve fizyolojik yönleri üzerine de söylenecek pek çok sözün olduğu asla unutulmamalıdır.