Verevine münacaat




benim nicedir her solum sağ oldu sağım soldur efendim
bir rengin olsun etrafımdaki her rengi soldur efendim. 

sûreti senden ayrı bir vücut buldum boz şekillerimi
sende sûretten sûrete gireyim şeklimi buldur efendim.

dolaşmasın vahşi diller sin kefte boğulmasın elifba 
nun tekerinden cim çıkar sen bana mimi gördür efendim.

lütfeyle ne dediğim bileyim tüm sözler sanadır beliğ
yürek tuzu köpürse her dil boğulan bir göldür efendim.

hayvanlardan bir hayvan oldu hayvanın geminden boşalıp
susuz kalan bu hayvanı tuzlu ekmekle öldür efendim.

azıya almasın seyrine dalmasın nalına mihenk sapla
tut bu sarhoş hayvanı küffarın üstüne sürdür efendim.

efendim efendim efendim efendim efendim efendim
ben üstteki mısra için başka söz bulamadım efendim.

gemiler sussun atlar sussun at üstünde ben susayım am'a
sen susma senin her sözün bana attığın güldür efendim.


[ keşke var olmasaydı dediğim 10 adam ]



no 8. İsmet Özel

"
senin kuşların olurdu mevsimi yolculuklara çağıran
içli taşra kızların, gizemli eviçleri
kapıların olurdu korkudan çok denizlere açılan
o denize açılan ellerin nerde şimdi

yine bir güz büyümekte kanında gölgelerin
o üzünç orduları tarlalar çiğnemekte
bak, ölüm güzü kıskanıyor
mevsimi aşka çağıran kuşların nerde senin
güze el değdirmeyen ellerin nerde?
"


[ mr. attila ilhan ]



Suna Su*

corpse of september in mud as if bed
she was stabbed in gülhane grove
was bleeding all in her mouth
all in her red lenghty beard

suna su was afraid of dark
woken up with a start
clasping a heart in her palm
when eyes of month gazed through window
with no eyebrow since they were shed
suna su was afraid of her heart

a september is stabbed every year
and gulls descend from horizon
fall is ashamed of istanbul
hiding her bloody hands ashamed
her hands are cold like a sparrow
I am ashamed of my dreams
suna su wakes up asunder
and she thinks of clouds asunder
a novel is lived in each minute
each minute a road is taken
and kisses, kisses, kisses.

gulls descend from horizon
sea can see everything only in red
my volcano has already started
and istanbul is made up full gray
I put on my solitude
suna su puts on her dreams
when september draggles her hands
she cannot take any place for her heart
she thinks, thinks, thinks.

*https://tinyurl.com/ych2453c


[ phaidon okurken üzülmek hakkımızdır ]



Çünkü -Şölen dahil- her diyalog bir tragedyadır. Çünkü külliyattaki kitapların her biri bizi Phaidon'a bir adım daha yaklaştırır. Kriton'da perde açıldığı an, ilk cümleyi gözleri yumuk yumuk, uykudan yeni uyanmış çirkin oğlu çirkin Sokrates'ten işitiriz: Neden bu vakitte geldin Kriton? Yoksa o kadar da erken değil mi?

Ne kapı sesine uyanmıştır, ne de Kriton uykusunu bölme cesareti göstermiştir. Hatta Kriton çoktan gelip sessizce içeri girmiş, birkaç saattir başucunda öylece beklemektedir.

Sokrates'i uyandıran şey, gördüğü tatlı rüyanın son bulmasıdır. Şöyledir o erotik rüyayla alakalı Platonik metin: Beyaz giysiler içinde güzel ve hoş biçimli bir kadın bana yaklaştı, adımı seslenip dedi: Sokrates! Üçüncü günde varacaksın Pythia'nın bereketli düzlüklerine.

Yani o gemi Kriton'un düşündüğü kadar erken gelmeyecektir. Tam bir gün rötar yapacaktır.

Ama zengin ve nüfuzlu Kriton, Sokrates'in bu rüya için getirdiği yoruma inansa bile onu inadından vazgeçirme kararlılığını elden bırakmaz. Çünkü bilir, yarın değilse ertesi gün, eninde sonunda olacaktır. Atinalıların kararı karardır. 

Gelgelelim Kriton'un parası ve hatırlı dostları Sokrates'i yolundan çevirmeye yetmez (rüşvetçi Kriton'un ipiyle kuyuya iner mi Sokrates) ve sonuçta, iki gün sonra perde yine aynı yerde açılır. Bu defa sahnelenen oyun Phaidon'dur. 

Ama nedir, aniden can sıkıcı bir tip dolaşmaya başlar diyalogları: Paroslu Euenos. Evet bugüne kadar hiçbir diyalog okuru, hiçbir felsefe tarihçisi, hiçbir vegan vejetaryen kafayı takmamıştır bu Parosluya. Paroslu kimdir ve kimden ne istemektedir? Kimdir ki ilk diyalogdan son diyaloğa teklifsiz sıçrayıp durmaktadır? Ne kadar sinsidir de hiç kimsenin gözüne ilişmemiş, hiç kimsece düşünmeye değer bulunmamıştır?

Yoksa gözden kaçan şu mudur: Sokrates, yani kaltak bir şiirle mücadeleye ömrünü hasretmiş olan enayi Sokrates, yetmiş küsür yaşına kadar beklemiş de ölümüne birkaç gün kala namuslu bir şiir yazma arzusuna kapılmıştır ve kendisiyle aşık atacak tek insan evladı olarak, karşısında Euenos'u bulmuştur. Kebes Phaidon'un bir yerinde şöyle diyor Sokrates'e:
... geçenlerde Euenos, daha  önceleri hiç yapmadığın halde buraya geldiğinden beri ne diye böyle şeyler yazıp durduğunu sordu. Bir daha sorarsa, ki soracağına da eminim, onu cevaplayabilmemi istiyorsan ne demem gerektiğini söyle bana.
Euenos'un kaygıya kapıldığı bellidir. Ölüm döşeğinde Aisopos'u şiirleştirmeye ve ilahiler çalıp söylemeye merak salan Sokrates, onu elbette tahtından edebilirdi. Ama hesaba katmadığı bir husus vardı. Şu: Felsefe tarihindeki çoğu yanlış yorumlara rağmen, Euenos'un bir Sofist olduğu aşikardır: Savunma'daki ibiş Kallias'ın tuttuğu paralı hoca budur. Phaidros'ta, Sokratik bir ironi içinde Sofist Teisias, Hippias ve Gorgias'la aynı çetelede övülen de budur. Bu adam kimdir? Belli ki iyi söz söylemekte ve güzel giyinmektedir. Belli ki Atina'nın şurasında burasında arzı endam edip Sokrates'in gözüne batmakta ve Sokrates de onu her gördüğünde "of" deyip iç geçirmektedir. Galiba Euenos da her Sofist gibi dizi oyuncularına fena halde benzemektedir.

Sahiden kimdir bu Euenos? Bizim neyimiz olur? Niye böyle dert edelim? Hayret edilesi biçimde Phaidon'daki Sofist yamakları ondan övgüyle bahsetmektedirler. Phaidros onun adını duyduğu her defasında hop oturup hop kalkmaktadır. Sokrates bu kadarına dayanamaz. Sokrates onu ölmeden evvel bir kurbanlık horoz gibi selamlamak ister. Sokrates ölmeden birkaç dakika evvel şöyle bir selam gönderir bu seksi düşmanına: 
... Euenos'a bunları anlat Kebes, sağlık dileklerimi de ilet kendisine. Aklı varsa olabildiğince çabuk gelsin arkamdan. Bildiğiniz gibi bugün gidiyorum ben...
Sokrates'in bu sofist oğlu sofistten bir umudu olmuş mu, hiç bilmiyoruz. Ama bu gidiyorum lafının üstünde az biraz durmak boynumuzun borcudur. Çünkü bu gitmek bildiğimiz gitmek anlamındaki ἔρχομαι değil. "Yer değiştirmek" anlamındaki χωρεῖν de değil. "Yürümek" veya "adım atmak" anlamlarına gelen βαίνειν veya βαδίζειν de değil. Bu cümlede bilerek ve isteyerek, fevkalade şairane biçimde, ἄπειμι fiili kullanılmış; en basit bir apo+eimi ayrıştırmasından bile görüleceği gibi, bir şeyden kurtularak varolmak anlamında. 

Sözcüğün Liddle-Scott'a göre anlamları: çıkıp uzağına gitmek, kopmak; (askerlikte) terhis olmak; savaştan eve dönmek; (hastalıktan) taburcu olmak.

Sokrates'in Euenos'un gıyabında söylediği bu sözlerin hemen sonrasında intihar etiğiyle alakalı teknik mevzuların çıkagelmesi kaçınılmazdır, ne gelir elden. Bu müptezellik, bu fırsatçılık, bu seviyesizlik, bu akademisyenlik de Platon'un hesabına yazılsın. Ama biri kalkıp Euenos mu yoksa Sokrates mi daha iyi şairdi diye sorsa, ben -salağın biri gibi görünmeyi her durumda göze alarak- dilimiz ikisine de bir fırsat olarak sunulsaydı derim, Sokrates'in son sözleri mutlak şunlar olurdu deme imkanım büyük ihtimalle olurdu derim:

leyla mıyım mecnun muyum çöl müyüm
arı mıyım çiçek miyim bal mıyım
köle miyim bir yavşağa kul muyum
hiçbir türlü bulamadım ben beni.

[ keşke var olmasaydı dediğim 10 adam ]



no 9. Mantineialı Diotima