[ d. thomas ]



BİR KEDER ÖNCE

Bir keder önce kimdi
elimde tuttuğum o kadın, yağlar ve çiçek
ya da suyla dövülmüş tırpan ağızlı bir dikenden
esen cehennem rüzgârıyla deniz.
Kimdi doruğa çabalayıp sertleşen gövde
o kız oğlan kız gül
ve kürekçinin tasıyla güneşe doğru açılmış
usta çobanyıldızı?

Kimdi kederim
demirin üstünde genleşen krizalit
çaşıtlarımca bükülen tekinsiz tomurcuk
yaprak üstlerine doluşan,
çubuk sırtında kantaron katlayarak
doğuda vebaya doğru giden bir yol hâlinde
kıyısına yuvalanmış kurbağa başındaki
suyun ıslık ve köpüğü mü?

O, yalan söyleyen kadın
cennetten bir öykü, yani çıkış gibi
nilüfer öfkesi basılı yüzüğünün kaşında
günlerce sürüklemişti
ırsının ilmeklerini, itizar harplerini.
Gürbüz çocuk rüzgârlarının oniki üçgenini
tarlalara ve çöllere
nakşedip yürüyerek.

Sahi, kimdi o kadın
beni tutmakta olan? Halk denizi kendi kıyısından giderek
zaptettiği ordugâhtan kapı dışarı etmişti babasını
ve şeklin sığınakları
olanca zürriyetini suyun uzun uğultusuyla şekillendiriyordu.
O, yani sahibi olduğum kadın
aşkın göğsüne köy işi kazılmış bir makberdi
yükselerek karanlığın önü sıra.

Gece yakındır,
onu yerinden sıçratan bir nitrik şekil, bir zaman ve ekşime
ve sesleniyorum: şafak horozları işe koyulmadan önce
ve kemiklerini ateşe tutmadan önce
ver kendi ölümüne soluğunu tohumlarla kaskatı
ver öz denizlerine çizsinler
işlenmiş çingene gözleriyle bağlayarak elini.
Kapat artık avuçlarını.

[ d. thomas ]



O GÜZELİM GECEYE*

O güzelim geceye böyle hoşgörüyle dalma,
İleri yaş köpürüp her şeyi ateşe versin bilanço kapanırken.
Kudur daha da kudur ışığın ölüp gitmesine karşı.

Aklıbaşında adamların son karanlıkta adalet bulması
şimşekleri bir kere bile çatallanmadığı içindir sözlerinin.
Dalma o güzelim geceye böyle hoşgörüyle.

İyi adamların, son dalga katında parlak bir ağlayışla
çelimsiz hesap defterleri yeşil bir körfezden salınırken
kudur daha da kudur ışığın ölüp gitmesine karşı.

Güneşi bir uçuşta yakalayıp şakımış vahşi adamların
geç de olsa bil onu seyrüseferine yakışır üzdüklerini.
O güzelim geceye böyle hoşgörüyle dalma.

Mezar kazıcılar ölümün dizinde, kör bakışlarla görür
ama kör gözler de göktaşı gibi alevlenip şenlenmez mi,
kudur daha da kudur ışığın ölüp gitmesine karşı.

Sana, öz babam, o mutsuz yüksekliğin en üstündeki sana
yakarıyorum kahır, merhamet ve gazap gözyaşların yüzümde:
O güzelim geceye böyle hoşgörüyle dalma,
kudur artık daha da kudur ışığın ölüp gitmesine karşı.

[ d. thomas ]


ADAMDAN BAŞKA*

Adamdan başka hiçbir şey olmayarak, ağaçların içine yürüdük
ve korkudan seslerimizi bile yumuşak tutarak
ve korkarak ekinkargalarını uyandırmaktan
korkarak içine düşmüş bulunmaktan
gürültüsüz, bir kanatlar ve çığlıklar dünyasının.

Çocuk olsak elbette tırmanabilirdik
uyuyan ekinkargalarını tutabilirdik dalları kırmadan
ve yumuşak bir tırmanışın sonrasında
başlarımızı yaprakların içinden çıkarabilirdik
çakılı yıldızları seyre dalmak için.

Kafa karışıklığından, hep olduğu gibi,
ve şaşkınlıktan, büyüklerin bildiği
ve karmaşadan da pekâlâ gelebilirdi mutluluk.

Öyleyse bu, demiş bulunduk, güzelliğin ta kendisi
yıldızları büyük bir şaşkınlıkla seyre dalan çocukluk
yani budur gideceğimiz yer, budur varılacak son.

Adamdan başka hiçbir şey olmayarak, yürüdük ağaçların içine.

[ g. trakl ]



İNİLTİ *

Uyku ve ölüm, karanlığın kartalları
bu kafa üzerinde bütün gece uğuldar:
İnsanın altından kuklası
buzlu gelgitleriyle tüketilmiştir
sonsuzluğun. Ürpertici kayalar üstünde
parçalanır mora çalan gövde.
Karaşın ses işte o zaman inler
denizin üstünden.
Sen, fırtınalı mutsuzluğun kızkardeşi
gör ki bir mavna korkuyla batmaktadır
yıldızların dibinde
susmuş çehresine gecenin.


* http://gutenberg.spiegel.de/buch/5445/19


Miletos'ta stoa, Akkoy, Söke




Apollon Tapınağı, Didim


(Aydın, Kasım 2013)