[ g. trakl ]



İNİLTİ *

Uyku ve ölüm, karanlığın kartalları
bu kafa üzerinde bütün gece uğuldar:
İnsanın altından kuklası
buzlu gelgitleriyle tüketilmiştir
sonsuzluğun. Ürpertici kayalar üstünde
parçalanır mora çalan gövde.
Karaşın ses işte o zaman inler
denizin üstünden.
Sen, fırtınalı mutsuzluğun kızkardeşi
gör ki bir mavna korkuyla batmaktadır
yıldızların dibinde
susmuş çehresine gecenin.


* http://gutenberg.spiegel.de/buch/5445/19


Miletos'ta stoa, Akkoy, Söke




Apollon Tapınağı, Didim


(Aydın, Kasım 2013)

i. Kant und das Gewissen [1]



"Afrika Negroları, doğanın bir gereği olarak (von der Natur), aptallık mertebesini aşan hiçbir hissiyata sahip değildirler. Sayın (David) Hume, Negroların herhangi bir yeteneği olduğunu gösterecek tek bir örnek ortaya koymaları için herkese meydan okur ve şunu ileri sürer: kendi vatanlarından farklı yerlere götürülen yüzbinlerce Siyahî arasından hiç kimse, üstelik birçoğuna özgürlükleri büsbütün verilmiş olduğu hâlde, sanatta, bilimde ya da övgüye layık başka herhangi bir alanında bir tek büyük iş bile ortaya koyabilmiş değildir. Buna karşılık, beyazların en ayaktakımı güruhlarından bile dünya çapında saygınlık kazanan kişiler sürekli kendini göstermektedir. İki insan türü arasındaki farklılık o derece özseldir ki (wesentlich), ussal yeteneklerdeki üstünlük de kendini en az renkler kadar belli eder. Bunlar (Siyahlar) arasında hayli yaygın hâle gelmiş olan fetiş dinleri, insan doğasının aptallığa ne denli saplanabileceğini gösteren bir çeşit putperestlik sayılabilir. Bir kuşun tüyü, bir sığırın boynuzu, bir deniz kabuğu ya da herhangi bir başka sıradan şey, yeter ki birkaç sözcükle kutsanmış olsun, artık yemin törenleri için bir tapınma ve yakarma nesnesi hâline gelir. Negro siyahlar değersizdirler; ve o derece gevezedirler ki harmanyerinde onları birbirlerinden ayrı tutmak zorunda kalırsınız."

Die Negers von Afrika haben von der Natur kein Gefühl, welches über das Läppische stiege. Herr Hume fordert jedermann auf, ein einziges Beispiel anzuführen, da ein Neger Talente gewiesen habe, und behauptet: daß unter den hunderttausenden von Schwarzen, die aus ihren Ländern anderwärts verführt werden, obgleich deren sehr viele auch in Freiheit gesetzt werden, dennoch nicht ein einziger jemals gefunden worden, der entweder in Kunst oder Wissenschaft, oder irgend einer andern rühmlichen Eigenschaft etwas Großes vorgestellt habe, obgleich unter den Weißen sich beständig welche aus dem niedrigsten Pöbel empor schwingen und durch vorzügliche Gaben in der Welt ein Ansehen erwerben. So wesentlich ist der Unterschied zwischen diesen zwei Menschengeschlechtern, und er scheint eben so groß in Ansehung der Gemüthsfähigkeiten, als der Farbe nach zu sein. Die unter ihnen weit ausgebreitete Religion der Fetische ist vielleicht eine Art von Götzendienst, welcher so tief ins Läppische sinkt, als es nur immer von der menschlichen Natur möglich zu sein scheint. Eine Vogelfeder, ein Kuhhorn, eine Muschel oder jede andere gemeine Sache, sobald sie durch einige Worte eingeweiht worden, ist ein Gegenstand der Verehrung und der Anrufung in Eidschwüren. Die Schwarzen sind sehr eitel, aber auf Negerart, und so plauderhaft, daß sie mit Prügeln müssen auseinandergejagt werden.*

*Beobachtungen über das Gefühl des Schönen und Erhabenen - s. 253/1-20
(Sayfaya doğrudan erişmek için: http://www.korpora.org/kant/aa02/253.html)

birgün iyi ölmeyi öğrenmek...

παρμενιδου περι φυσεως

(...)

       ... αἵπερ ὁδοὶ μοῦναι διζήσιός εἰσι νοῆσαι·
       ἡ μὲν ὅπως ἔστιν τε καὶ ὡς οὐκ ἔστι μὴ εἶναι,
       Πειθοῦς ἐστι κέλευθος - Ἀληθείῃ γὰρ ὀπηδεῖ -,
       ἡ δ΄ ὡς οὐκ ἔστιν τε καὶ ὡς χρεών ἐστι μὴ εἶναι,
       τὴν δή τοι φράζω παναπευθέα ἔμμεν ἀταρπόν·
       οὔτε γὰρ ἂν γνοίης τό γε μὴ ἐὸν - οὐ γὰρ ἀνυστόν -
       οὔτε φράσαις.
       
       ... araştırmanın, düşünülebilen yalnızca iki yolu olduğu:
       Bunların ilki "vardır"ın olup "yoktur"un olamayacağıdır,
       İnanılırlığa giden yoldur bu -çünkü sonu Hakikât'e varır-
       ikincisi "yoktur"un olup kimi şeylerin varolmamak zorunda olduğu;
       ben sana bu yolun hiçbir şekilde yürünemez olduğunu söylüyorum,
       çünkü varolmayan şeyi ne bilebilir -çünkü buna elverişli değil-
       ne de dile getirebilirsin.


        ... τὸ γὰρ αὐτὸ νοεῖν ἐστίν τε καὶ εἶναι.
     
        ... çünkü düşünmekle varolmak aynı şey.*

(...)

* Bu fragmanın günümüze ulaşan kadarı ne yazık ki bundan ibaret. İkinci ve daha doğru bulunan bir okuması ise ἐστίν'in "olasılık" ifade eden yanından hareketle şu: "çünkü düşünebilmekle varolabilmek aynı şey". Ancak bu okuma da bizi daha üstteki fragmanda sözü edilen "düşünülmek-varolmak" ilgisine götürmüyor. Üstteki fragmanda sözü edilen düşünme-varolma ilgisi ile alttaki tek cümlelik fragmanda sözü edilen ilgi aynı değil. Belki de bunlar, artık şu varolmak cininin başımıza açtığı oyunlar değiller. Alttaki fragmanı Kartezyen kuşku bakımından yeniden değerlendirmek gerekir: hiç de kuşkucu görünmeyen Parmenides'in olası kuşkucu taraflarını göz önüne alarak. 

Öte yandan çok zayıf bir ihtimal olsa da, bütün bu akıl yürütmeyi boşa çıkaracak biçimde, kopyanın νοεῖν ve aslının νοεσθαι olması mümkün. Ancak bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz.