tarihin tozu vs.


Boşver hacı yuvarla gitsin, M.S. 391
Trepidation Museum of Visigoth History, Helsinki


"Hunlar Burgond evlerinin mahzenlerinde fıçılar ve tulumlar içinde çok değişik tatlı bir sıvı bulmuşlar ve tadı o kadar hoşlarına gitmiş olacak ki, kendilerini kaybedinceye kadar içmişlerdi. Ren Nehri kıyısında yetişen üzümlerden yapılan şarap, kımızın yarattığı sarhoşluktan çok daha etkiliydi. Bütün bu nimetlerden yararlanarak, Oktar’ın kendilerini tam yaşanacak bir ülkeye getirdiğini söylüyorlardı. (Tey teey!) Burgondlar bir yandan vaftiz olup diğer yandan kılıçlarını bilerken, Hunlar sarışın Germen kadınlarının ve şarabın tesiriyle tam bir sefahata dalmışlardı."

all süleymanların en büyüğüne sualimdir



imansa belliydi, Hakk’ın kulak şemailinde tık sesi
bakışında firengî telmihler zır zır parlayan kontların
kurnazlığıyla körpe kız çalımlayan kumarbaz babalar
yakardı ürkek bahtımızı ucube gölgeler oynatıp.

hem ne yakardı süleyman erganunda küreyi macellan
zevadıyla cin çarpıp kitap sağaltan bir usta cemiyet
bense barok, tıfıl oynak ellerimde tahtadan atlarla
savaştan kaçmış bir subayın oğluna benzerdim en çok.

da sana ne cengimiz böyle kıyı geçildikçe yunanî
yahut mevzusu başımıza işler açan kuşlu sağnak
sana ne satraplar kısmınca diziliyorsa imsakımız
darı ambarında istifkenki rütûbetten mütecavız?

süleyman sana ne bütün afaksa koka kolayla süslü
belki mareşal teftişinde halkı ürküten bir adamız?
yoksa bilmez misin taşın sertliği kimin işine gelir
bilmez misin genç yaşta öldüren şu nakıs inkisarımız?


"Hakimiyet bilâ kayd-u şart Milletindir."

1000 yılın fotoğrafları

Darbe girişiminin üzerinden tam bir hafta geçti. Bir haftadır her gün, Ankara'daki şenlik ve nöbet kalabalığı akşamın ilk saatlerinden itibaren ezici bir çoğunluğa ulaşmış oluyor. Bütün Güvenpark içinde yürümek neredeyse imkânsız hâle geliyor. Otobüsler ve metrolar, gecenin geç saatlerine kadar gümbür gümbür dolu. Hiç kimsede en küçük bir şikayet belirtisi göremiyorsunuz. Evlerindeki rahat yataklarını ve koltuklarını bırakmış binlerce insan, büyük bir coşku ve heyecanla meydanlarda bekliyor ve nöbetlerini tutuyorlar. Aralarında gezinirken pek çok dünya görüşü ve yaşam tarzını gözlemlemek mümkün. Güvenpark anıtı ve havuzun çevresi:


Bu anıtın arka kısmındaki ağaçlık alanda onlarca çadır kurulmuş; içleri çocuklu ailelerle dolu. Aralarında yaşlılar ve hastalar var. Çadırı olmayanlar yere yalın bir kilim atmış ve ailece oturmuş bekliyorlar. Özellikle Milli Müdafaa Cad. üzerinde gördüğümüz, şahsi aracını su, atıştırmalık vs. malzemelerle tıkabasa doldurarak burada halka dağıtan insanlar, herkeste alabildiğine samimi bir milliyet coşkusu uyandırıyor (Bunlardan biri de suları eşiyle birlikte kendi eliyle dağıtan yaşını başını almış bir amcaydı ve ne yazık ki kalabalık nedeniyle net bir fotoğrafını çekemedik). 

"Cumhuriyet çadırları"nın uzaktan bir fotoğrafı:


Güvenpark'ın dışında, Atatürk Bulvarı, Gazi Mustafa Kemal, Kızılay AVM çevresi ve Ziya Gökalp de iğne atsan yere düşmeyecek kadar dolu. Bunlara oranla daha rahat yürüyebildiğimiz Sakarya da tıklım tıklım. Üstelik hiç kimsenin eli bayraksız değil, ne için burada bulunduğunun farkında olmayan tek bir kişiye rastlayamıyorsunuz. Fotoğrafını (yine kalabalık nedeniyle) çekemediğimiz bir bayrakçı dayı vardı; bayrakları tükendikten sonra en büyük bayrağını çıkardı ve düdüğünü çala çala, kulaklarımızı patlatarak, coşkusunu geç saatlere kadar devam ettirdi. 

An itibariyle Kızılay'ın her tarafı:


(Kızılay AVM'nin balkonundan)


Park'ın Milli Müdafa yanı


kavşak, ışıklı heykelin çevresi


GMK girişi

Başkent'te metrolardan, halk otobüslerinden, özel araçlardan, bütün pencere ve balkonlardan ay yıldızlı bayrağımız fışkırıyor. Uluslar, birlik ve beraberliklerini en çok milli kriz zamanlarında ortaya koyar; bugün Türkiye'nin her köşesi gibi Başkent'te de, hatta belki en çok Başkent'te, tam anlamıyla bir Milli Mücadele atmosferi var. Bu atmosfere tek bir dünya görüşü veya ideoloji hakim; o da "Türkiye". Bu atmosferi soluyan her kim olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilelebet payidar kalacağından en ufak bir şüphe duyması mümkün değil. Türk'ü Türk yapanın ve Türkiye'yi de Türkiye yapanın ne olduğunu; 100 yıl önce bu vatanı ayağa kaldıran gücün ne olduğunu en iyi hâliyle bu meydanlarda anlıyorsunuz. Aslına bakılırsa bu vatanın binlerce yıldır hiç düşmediğini, hep ayakta kaldığını anlıyorsunuz. 

Burada gördüğünüz ailelerin pek çoğu, belki neredeyse 30 yıldır bu geceki gibi çoluklu çocuklu, nineli dedeli sokağa çıkmış değildi. Hepsinin evindeki sıcak yatağı, televizyon koltuğu, mutfaklarındaki yemek masası şu anda bomboş. Kalabalıkların içindeki tekerlekli sandalyeleri, hasta battaniyelerini, tıbbi malzemelerle dolaşanları görünce...



Bu ülke bir haftadır ayakta değil, 1000 yıldır ayakta.




ve baykuş yeniden havalanır...


Özne-24 / Bahar 2016

Platon bin Aristokles (r.a.)